İngilizce Post-Truth olarak ifade edilen ve kısaca inanç ve inanışlar üzerinden hakikat olmayanın hakikatin önüne geçirilmesi suretiyle toplumsal ve siyasal alanın şekillendirildiği dönemdir. Burada amaç düşünce bazında hakikatin eritilmesi ve soğutularak yeniden şekillendirilmesi sonucunda yeni bir gerçeklik boyutunda düşünmeyi sağlamaktır.
İlk defa 1992 ‘de kullanılmasına rağmen Oxford Sözlüğü 2016 yılında bu kavramı en sık kullanılan kavram olarak ifade etmiştir. O dönemin yayınlarına bakıldığında ise Trump dönemi Amerika’sında toplumun ve siyasal alanın hakikatin dışına itilerek şekillendirilmeye çalışıldığını ve bu nedenle Amerika’da yaşanan nu döneme “Post-Truth” dendiğini akademik yayınlarda görmekteyiz.
Tüm kitap ve makalelere bakıldığında iktidarın iktidarını korumak için bu yönteme başvurduğuna işaret edilmektedir. Ancak eksiktir. Zira birçok bölgede, artık toplumun algının ötesinde bir ikna düzeyine gelemediğini gören muhalefet tarafı da aynı yöntemleri uygulamaya başlamıştır. Yani hakikatin itibarsızlaştırılması ile siyaset sadece iktidar değil aynı zamanda muhalefetin de başvurduğu bir yöntem konumuna gelmiştir.
Sosyal Medya’da bireylerin kendi haberlerini üretmesi ve yayması imkânına kavuşmasına paralel olarak artık durum kontrolden çıkmış vaziyettedir. Bir bilginin doğruluğunun teyit edilmesi için çok kısa yöntemler uygulanmaktadır. Birincisi bilgiyi ileten bilgiyi edinen kişi ile aynı görüşte ise; ikincisi bu bilgi inanılan (algı yolu ile yerleştirilmiş) kişiye doğru gelen bir içeriğe sahip ise. Bu iki aşamalı teyit sonucunda bilgiye inanmamak için artık bir sebep maalesef kalmıyor.
Bir hafta önce daha önce başka bir makalede yayınlanmış bir deneyi kendi çevremdeki insanlara uygulamaya çalıştım. Sonuç çok şaşırtıcı oldu ve hala etkisinde olduğumu ifade etmem gerekir. Sağ kökenli üç arkadaşıma sol kökenli bir siyasetçinin bir konuşmasını isim değiştirerek kendilerinin hayran oldukları bir sağ siyasetçinin ismini yazarak sundum, okumalarını ve onaylayıp onaylamadıklarını sordum. Okudular ve ilginçtir ki onayladılar. Aynısını aynı yöntemle sol görüşlü arkadaşlarıma da yaptım sonuç aynı çıktı.
İşi biraz daha ileri götürdüm. Sağ görüşlü arkadaşlarıma kendi hayranı oldukları sağ siyasetçiye ait bir konuşmanın metninde isim değiştirerek sol görüşlü bir siyasetçinin adını yazdım. Okudular ve içeriği kesinlikle olmasa bile reddettiler. Durum sol görüşlü arkadaşlarıma da benzer yöntemi uyguladığımda değişmedi. Kısacası kimse yazılanın ne olduğu ile ilgilenmedi veya değerlendirmedi. Buna sosyal psikoloji de “Naif Gerçekçilik” denmektedir ve bir sonraki yazım da buna değinmenin doğru olacağını düşünüyorum.
Sadece ülkemde değil, tüm dünyada durumun aynı olduğuna dair akademik yayınlar var ve ölçümler moral bozucu nitelikte. Bu gidişin sonunun nereye varacağına dair tahminlerim korkutucu ama maalesef tüm dünya bunun acısını yakın zamanda çekecek görünüyor.
Selam ve dua ile…
